Anasayfa / Anasayfa / Ermeni Soykırımı İftirası

Ermeni Soykırımı İftirası

Kurt: Ermeni Meselesini, Bilmezsek; Millet Olarak Kendimizi Savunamayız

Türk Ocakları Artvin Şubesi BaşkanıHüseyin Kurt, Ermeni meselesine ilişkin tarihin bilinmeyen gerçeklerini kaleme alarak önemli açıklamalarda bulundu.

İşte Kurt’un büyük bir titizlikle Ermeni meselesini belgelerle açıkladığı o yazısı…

Kurt yayımladığı yazısında; “Yeryüzünde en çok düşmanı olan bir Millet aransa her halde Türk’ler kadar düşmanlarla çevrilmiş ikinci bir Millet ve ikinci bir Devlet bulunamaz. Yine de durum böyle iken Türk Milleti, Prof. Dr. Rahmetli Remzi Oğuz Arık’ın deyimiyle, “bir kahpelikler coğrafyası” ortasında varlığını dosta düşmana karşı sürdürmektedir.

Öyle bir durumda bulunuyoruz ki, yalnız çevremizdeki ülkelerin değil, Avrupa’nın ve hatta Dünyanın öbür ucundaki ülkelerin bile bizimle bir meselesi vardır.

Türk Cihan Devletinin altı asırlık Dünya Devleti olduğu zamanlarda hiçbir vakit bir Ermeni Meselesi ile karşılaşılmamıştır.

Türk Devleti’nin zaafa düştüğü 1878 Berlin Kongresi günlerine kadar hiçbir zaman bir Ermeni Meselesi olmadığı halde,Avrupa’nın büyük Emperyalist güçleri; karşımıza çıkardıkları her büyük problemde olduğu gibi adeta zorla ve suni olarak bir Ermeni Meselesi ortaya çıkarmışlardır.Bu meseleyi her zaman ısıtıp ısıtıp Türk Milleti’nin karşısına çıkartmaktadırlar.

Osmanlı Devleti, Ermenilere karşı sürekli iyi davranmış, her zaman Ulusal ve dini düşüncelerine saygılı olmuş, kendilerine en önemli hizmetleri vermek suretiyle, onlara güven göstermek ve değer vermekle birlikte sosyal ve fikri gelişmeleri, refah içinde olmaları için gerekli önlemler alınmış ve onlara özgü haklar tanımıştır. Ermeni Milleti Nizamnamesi ile Ermeni Toplumuna, diğer Hristiyan unsurlardan farklı bir takım ayrıcalıklar tanıması; Osmanlı Devleti’nin, Ermenilere güven duymaları ve hatta bağlılığı denenmiş tek Hristiyan.

Bu karşılıklı güven ve saygı 19. Yüzyılın son çeyreğine kadar sürmüştür. Âmâ bu tarihten sonra, özellikle Osmanlı Devleti’ni siyasi durumundan yararlanmak isteyen ve kendi emperyalist çıkarları için Rusya, İngiltere, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri, Ermenileri Osmanlı Devleti’ne karşı kullanmışlar ve Ermenileri, gerçekleşemeyeceği kendilerince de bilinmesine rağmen, Doğu Anadolu’ da hayali bir Ermenistan vaad etmişlerdir. Bunun üzerine Ermeni Komiteciler ve bağımsızlık ülküsüyle kafaları dolmuş bazı Ermenilerin telkinleriyle ortaya bir Ermeni sorunu çıkarılmıştır.

Birinci Dünya Savaşına girişimizden itibaren, kendi Devletinin yanında olmayıp, İtilaf Devletleri safında yer alan Ermeniler, Kendilerine verilen talimatlar doğrultusunda; içeride isyanlar çıkartmak, Ordumuzu cephede arkadan vurmak, orduiçinde, İtilafDevletleri lehine casusluk yapmak ve fırsat bulduklarında silahlarıyla birlikte Osmanlı Ordusundan kaçarak karşı tarafa geçmek, ihanetini gerçekleştirmişlerdir.

Bir taraftan cephelerde savaş devam ederken bir taraftan da Azınlık isyanlarıyla karşı karşıyayız. Bu ihanet karşısında, Ermeni ileri gelenleriyle toplantılar yapılıp Devlet tarafından uyarıldılar. Ancak Ermeniler bildiklerini yapmaya devam ettiler.Çünkü arkalarında Emperyalist Devletler vardı. İhanetlerinin dozunu artırarak yollarına devam ettiler. Sonuçta Osmanlı Devleti, bu ihaneti önlemek amaçlı Tehcir Yasasını çıkarttı. Yani, ihanet eden Ermenilerin bir bölümünü 3. Ordu savaş alanının dışına çıkartmak. Tehcir, bir Soykırım değildir. Tehcir, Bir yer değiştirmedir.

Sevr’de Doğu illerimizin altısında ( Vilayet-I Sitte; Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Sivas )Lozan’da, Ermeni Sorunu diye bir sorun gündeme gelmemiştir.

24 Nisan Ermeni Soykırım iddiası, nasıl ortaya çıktı? Kendilerine göre,  24 Nisan 1915 tarihinin 50. Yılında Habeşistan’da toplanan Ermeni ileri gelenleri, Soykırımı unutturmamak, yeniden Dünya gündemine taşımak için Soykırım kararı aldılar. Yoğun bir propaganda, Asala Terör örgütü vasıtasıyla Büyük Elçilerimize suikastlar ve Asala sonrası PKK ile yedeklerinekoşmaktadırlar.

Ben, sizlere İki belge ve bir yaşanmış bir olayı aktaracağım.( Bu iki belgeden birisi, Osmanlı Arşivinden, diğeri Rus Arşivinden )Bu belgeler ışığında şunun iyi tespit edilmesi lazım. Biz mi Soykırım yaptık, yoksa Ermeniler mi savunmasız sivil halkımıza Soykırım yaptılar.

Bakınız, Bizim arşivlerimiz bütün Dünyaya açıkken, Ermeni Arşivleri bütün Dünyaya kapalıdır. Ermeniler, Dünyanın hiç bir yerinde bir toplu mezar gösteremiyorlar. Oysa Ermenilerin Müslüman Türk halkına yaptıkları soykırım sonucu çok sayıda toplu mezar vardır. (Bunların çok azı açılmıştır.)

BELGE NO: 72, Telgraf No. 4703, Çekildiği yer: Erzincan, Tarih: 2 / 5 / 34 ( 1918 ),İstanbul.

Genel Karargâh ikinci Şube Müdürü Seyfi Beyefendi’ye, Erzincan’da iki Aydan beri Müslüman Cenazelerinin defni ile uğraşılıyor. Şimdi yine kuyulardan çıkarılan ve çukurlardan katledilenlerin toplamı 606 kişidir. Bunlar, RuslarınErzincan’ı işgal etmeleri üzerine, Anadolu’ya çekilemeyen fukara ahalidir.

Birçoklarının elleri telefon telleriyle bağlandıktan sonra öldürülmüşler. Kuyulardan çıkarılan cesetler çürümüş. Bu cesetlerin çoğunda, göğüslerinde süngü yaraları ve boğazlarında tel izleri görülüyor. Şimdiye kadar kuyulardan bulunabilen cesetler, cami meydanına getirilmiş olup, ahali tarafından tanınanları, ailelerine teslim edilmiştir.

Şimdi Erzincan’ın toplam nüfusu,  3- 4 bin arasında, bunlar yalınayak, çıplak ve açlıktan nerede ise ölecekler.

Erzincan’ da kaldığımız dört gün boyunca gazeteciler, sadece yarım saat kadar işkence mahallerini gezdiler. Bu esnada Ermeni Kilisesi ile mezarlığını ziyaret ettiler. Cesetleri görmeğe önem vermiyorlar. Çıkan cesetlerin, başların, harap yerlerin fotoğraflarını aldırdım. Erzurum eski Alman Konsolosu Andres, gazetecilere eşlik etmişti. Gazetecileri, önemli mahallere götürmemiştir. Çünkü gazeteciler, daha çok çarşı pazarla ilgilendiler. Bilgilerinize arz olunur. Genel Karargâh 2.  Şube Memuru Ahmet Refik

 

 

BELGE:  105

Bir TaşnakSubayının 1920 yılında Beyazıt – Varam Bölgesi’nden yazdığı rapordan

“Türklere karşı en etkili yol, çarpışmadan sonra sağ kalanları kuyuların içine tıkmak ve ağır kayalarla ezmek.’’

Basar – Geçar’daki Türk Nüfusu ayırt etmeden imha ettim. Bazen kurşunlara yazık olmasın dersin ya. Bu köpeklere karşı en etkili yol, çarpışmadan sonra sağ kalanları toplayıp kuyuların içine tıkmak ve birdaha dünyada bulunmamaları için yukarıdan ağır kayalarla ezmek. Ben de öyle yaptım. Bütün erkekleri, kadınları ve çocukları topladım, attığım kuyuların içinde kayalarla ezerek hepsinin hayatına son verdim.

( A. A. Lalayan “Kontrrevolyutsionnaya Rol PartiiDaşnaktsutyun, İstoriçeskieZapiski, No:  2,  s. 101,  1928;  A. A. Lalayan, “ Kontrrevolyutsionnıy ‘ Daşnaktsutyun’ İ  İmperialistiçeskayaVoyna  1914 – 1918  gg, RevolyutsionnıyVostok, No: 2 – 3,  s. 92 vd. , 1936. )

Kalk ağa! Bizim askerler geliyor

Anlatan: Ziya DemirtaşDoğum Tarihi: 1891Cinis Köyü – Erzurum

Ruslar ve Ermeniler, Erzurum’u işgal etmiş, batıya doğru ilerliyorlardı. Haber köye gelir gelmez, bir kısmı pılını, pırtısını toplayıp köyden gittiler. Ben ve ağabeyim, gitmek istedik ama Babam , “buralara kadar gelemezler.’’ Diye engel olduğu için köyde kaldık.

5 – 10 gün sonra da köyümüzü işgal ettiler. İlk zamanlar kimseye bir şey yapamadılar. Gerçi bu işgal sırasında çok sıkıntı çektik, ama canımıza dokunmuyorlardı. Rus’lar gidince, köy Ermenilere kaldı. Rusların çekilişinin iki veya üçüncü günü Ermeniler, halkı köy meydanında topladılar. Kadın ve çocukları ayırıp, camiye doldurdular. Caminin kapısını kilitlediler. Erkekleri de caminin önünde sıraya dizdiler. İki Ermeni askeri, caminin etrafına gaz döküp ateşe verdiler. Annem, karım, iki küçük oğlum, ağabeyimin karısı ve çocukları, caminin içinde idiler. Caminin kapısını açmak isteyenleri, Ermeniler kurşunlayıp öldürüyorlardı. İçeridekilerin feryatları ve et kokusu, etrafa dehşet veriyordu.

Biraz sonra cami yanarak kül oldu. Hepimiz ağlaşıyorduk. Cami yandıktan sonra,  100 kişi kadar olan bizi, yani köyün erkeklerini köyün dışına götürüp, teker teker kurşuna dizmeye başladılar. Bana da ateş ettiler. Sonrasını hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde, üzerimde cesetler vardı. Bunların altından zorla çıktım. Alnımdan ve dizimden yaralanmıştım. Etrafıma baktığım zaman dehşetler içinde kaldım. Herkes öldürülmüştü. Babamla, ağabeyimi de ölüler arasında buldum. İkisi de öldürülmüşlerdi. Hele babam, tanınmaz hale gelmişti. Ben onlarla uğraşırken cesetlerin altında bir inilti duydum. Cesetleri kaldırarak inleyen adamı buldum. Köyümüzün Muhtarı Hasan Ağa idi. O da benim gibi cesetlerin altında yaralı olarak kurtulmuştu.

Hasan Ağa ile beraber Koyun Yatağındaki mağaraya gittik. Hasan Ağa’nın yaraları, benimkilerden ağır idi. Orada 3 – 4 gün bekledik. Açlıktan neredeyse ölecektik. Mağaranın ağzından baktığım zaman, Ermenilerin çekildiklerini gördüm. Akşama doğru, uzaktan sesler geliyordu. Biraz sonra gördüğüm manzara karşısında kalbim duracaktı. Ay yıldızlı bayrağımız dalgalanarak bize doğru ilerliyordu. Evet, yanlış görmüyordum. Gözlerim beni aldatmıyordu. Bunlar bizim askerlerdi. Mağaranın içine koşup; Hasan Ağa’nın yakasını tutarak “ kalk Ağa kalk! Bizim askerler geliyorlar, ‘’ diye bağırdım. Fakat Hasan Ağa uyanmıyordu, uyanamazdı da… Çünkü kan kaybı ve açlık yüzünden beklediğimiz bu günü, bu muhteşem manzarayı görmeden ölmüştü.

Konuyu tamamlarken, şunları paylaşmak istiyorum. Ermeni Meselesini, bilmezsek; Millet olarak kendimizi savunamayız. Savunamazsak kaybederiz. Yüzde yüz haklı olduğumuz bu davayı öğrenmeden kaybetmek, doğuracağı sonuçları tahmin edemiyorum. Emperyalistlere hedef olmamak için bilmek zorundayız. Bu acıları unutma… Unutursan kaybedersin” ifadelerine yer verdi.

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir